"Sana havâle ediyorum yâ Rabbî!"

09/06/2024 Pazar Köşe yazarı A.U

Abdullah İbni Mes’ûd der ki: Resûlullah’ın Kureyş'e bedduâ ettiğini hiç işitmedim. Yalnız bir gün Kâbe-i şerîf yanında namaz kılıyordu.

 

Ebû Cehil oradaydı.

 

Yandaşları da vardı...

 

O esnâda bir kişi geldi ve sürüklediği bir deve işkembesini oraya bırakıp geri gitti.

 

Ebû Cehil bunu gördü.

 

O işkembeye baktı.

 

Ve yandaşlarına;

 

"Şu iğrenç işkembeyi kim götürür de Muhammed secdeye inince sırtına koyabilir?" dedi.

 

Bir tânesi fırlayıp;

 

“Ben yaparım" dedi.

 

O bedbaht, Ukbe bin Ebî Muayt kâfiriydi. Bu “çirkin” işe girişip onu aldı ve Efendimiz secdeye inince götürüp üzerine bıraktı.

 

Efendimiz fark ettiler.

 

Ve secdeden kalkmadılar.

 

Onlarsa gülüşüyorlardı.

 

İbni Mes’ûd der ki: Ben uzaktan baktım, lâkin müşriklerin korkusundan yanına varamadım! Nihâyet müminlerden biri Hazret-i Fâtıma'ya koştu.

 

Bu işi haber verdi...

 

Az sonra o geldi.

 

Ve koşup o murdar şeyi mübârek babasının üzerinden kaldırdı. Efendimiz secdeden kalktılar.

 

Ancak üzülmüşlerdi!

 

Çok da kırılmışlardı…

 

Bunu yapanların isimlerini tek tek sayıp "Yâ Rabbî! Bunları sana havâle ediyorum" buyurdular.

 

İbni Mes’ûd der ki:

 

"Vallâhi onların hepsi Bedir'de öldürüldü. Müminler onların leşlerini ayaklarından sürüyerek ‘Bedir kuyusu’na bıraktılar" demiştir.