"Ehl-i sünnet" denilince ne anlaşılmalıdır?
04/02/2020 Salı Köşe yazarı R.A
"Ehl-i Sünnet i'tikâdı" dalâlet fırkaları dışında
kalan ümmetin ana gövdesi ve cumhûrun temel inancı, sahîh İslâm
anlayışıdır.
Hemen makâlemizin başında, çok net bir şekilde ifâde edelim ki, "Ehl-i
Sünnet" denildiğinde, şunun anlaşılması ve bilinmesi gerekir:
"Ehl-i Sünnet"; Edille-i şer'iyye yani Kur’ân-ı kerîm,
Sünnet-i seniyye, İcmâ-ı Ümmet ve Kıyâs-ı Fukahâ denilen 4 dînî delîle bağlı, itikâdî olarak Mâtüridî-Eş’arî,
amelî olarak da dört hak mezhep olarak bilinen; Hanefî, Mâlikî, Şâfiî
ve Hanbelî mezheplerinde tedvîn edilmiş olan mukaddes dînimiz İslâm’ın tâ
kendisidir.
Hadîs-i şerîflerle övülmüş olan ilk üç hayırlı nesil (Sahâbe-i Kirâm,
Tâbiîn-i Kirâm ve Tebe-i Tâbiîn-i Kirâm)ın yani “Selef-i Sâlihînin
itikâdı” olarak isimlendirilen "Ehl-i Sünnet
i'tikâdı"; sonradan ortaya çıkmış bir tez veya antitez şeklinde
oluşmuş bir mezhep olmayıp; dalâlet fırkaları dışında kalan ümmetin ana
gövdesi ve cumhûrun temel inancı, sahîh İslâm anlayışıdır.
Özet olarak söyleyecek olursak: Ehl-i Sünnet itikâdı, Allahü
teâlânın emrettiği, Sevgili Peygamberimizin inandığı, Hulefâ-i Râşidîn, Aşere-i
Mübeşşere ve Ehl-i Beyt başta olmak üzere bütün Sahâbe-i kirâm, Tâbiîn ve
Tebe-i Tâbiîn denilen ve hadîs-i şerîflerle medholunan ilk üç hayırlı neslin,
Fukahâ-i Seb'a denilen 7 büyük Fıkıh âliminin, 4 Mezhep İmâmının, 2 Akâid
İmâmının, büyük Müctehidlerin, 12 İmâmın, Silsile-i Aliyye ve Turuk-ı âliyye
denilen büyük ulemâ ve evliyânın itikâdlarıdır.
Tasavvufta da esâs maksat, şu iki gâyenin gerçekleştirilmesidir:
Birincisi; İslâmın doğru itikâdının, yani Ehl-i Sünnet vel-cemâat
itikâdının yakînî ve vicdânî olmasını, yani sağlamlaşmasını, kalbe
yerleşip sinmesini, şüphe getiren tesirlerle sarsılmamasını temîn.
Tasavvufun ikinci gâyesi ise; emir ve yasakları yerine getirip ibâdetleri
yapmakta kolaylık bulmanın, ibâdetlerden lezzet almanın, işleri sırf Allah
rızâsı için yapmanın, ihlâsın, Allahü teâlâyı görür gibi O’na ibâdet etmenin
hâsıl olması, nefs-i emmâreden (kötülükleri emreden nefisten) doğan
tembelliklerin, sıkıntıların giderilmesidir.
“Tasavvuf ilmi”, kalbin kötü huylardan sıyrılarak, iyi huylar kazanmasını sağlar;
fertleri rûhen olgunlaştırır. Rûhen olgunlaşan fertlerden meydana
gelen cemiyetler de huzûrlu ve problemsiz olurlar.
Tasavvuf büyükleri fertlere, âilelere ve bütün cemiyete; Allahü teâlânın ve
Resûlullah Efendimizin sevgisini, güzel ahlâkı, yardımlaşma duygularını
vermişler, hareket ve canlılık kazandırmışlardır. Her türlü sınıf ve imtiyaz
farkını reddederek, sultânla çobanı, İslâm kardeşliği şuûru içinde
eritmişlerdir.
Cemiyetler, hakîkî tasavvuf büyüklerinin sohbet ve nasîhatlerinden
nasiplerini aldıklarında, en huzurlu zamanlarını yaşamışlardır. İnsanlar
kötülüklerden ve bunalımlardan uzak durup, insanlığı ve medenîliği
öğrenmişlerdir.